Perşembe, Nisan 3, 2025

BU HAFTA İLK 5 HABER

Benzer Haberler

TALAT SUBAŞI

Yazılarımda sık sık vurguladığım gibi, maalesef kurum ve kuruluşlar arşivlerine erişilmesi için hiçbir kolaylık sağlamıyor. Oysa biz tarih araştırmacıları bilinmeyenleri, günümüze örnek olması ve yaşananlara saygı nedeni ile gün yüzüne çıkartmak için hazır bekliyoruz. Bulabildiğimiz en ufak bir bilgiyi araştırmayı, bağlantıları ortaya çıkarmayı ve onu belgelemeyi çok arzu ediyoruz. Hele bir de görsellere ulaşırsak mutluluğumuz katlanıyor.

Bu araştırmamda Türk Hava Kurumunun arşivlerinde mutlaka şahsi dosyasının olabileceğini düşündüğüm değerli bir havacıyı ele almak istiyorum. O THK Türkkuşu’nda yetişmiş, sonrasında Devlet Hava Yollarına geçmiş bir pilot. Bir diğer özelliği de eşi Edibe Sayın / Subaşı’nın Türkkuşu’nun yetiştirdiği, Türkiye’nin ilk kadın akrobasi pilotu olması.

Edibe Sayın / SUBAŞI

KIZI VE OĞLU AKAN SUBAŞI

Edibe Subaşı’nın 1943 yılında kızı Tülin doğdu. Genç öğretmen hamileliği sırasında ve kızı küçükken model uçak öğretmenliği yaptı. Tülin yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak 1946 yılında vefat etti. 1947 yılında bir oğlu dünyaya geldi. Eşi Talat Subaşı oğluna, soyadı ile tatlı bir bağlantı kursun diye Akan adını verdi. Akan Subaşı… Kendisi de aynı yıl Devlet Hava Yollarına pilot olarak geçti.

5 Ocak 1954 akşamı, hiçbir neden yokken, Edibe Subaşının evine arkadaşları ve akrabaları geldiler. Kimse bir şey söylemiyordu. Edibe Subaşı şüphelendi.

‘Talat’a bir şey mi oldu ?’

Yeğeni Ziya Adal:

‘Talat ağabeyim mecburi iniş yapmış’’ dedi.

Edibe Subaşı sesini çıkarmadı. Haber saati idi. Radyoyu açtı. Spiker, Talat Subaşı’nın kaptan pilot olduğu Türk Hava Yolları uçağının Çanakkale’den İstanbul’a gelirken Lâpseki civarlarındaki ormana mecburi iniş yaptığını bildirdi ve acı haberi verdi. Talat Subaşı şehit olmuştu.

Talat Subaşı hakkında maalesef yeterli bilgiye sahip değiliz. Ancak havacılığa Türk Hava Kurumu, Türkkuşu’nda başladığını biliyoruz. Doğum yerinin İstanbul olarak bilinmesine karşın onun Adanalı olduğunu arkadaşlarının söylemlerinden bilmekteyiz. Adanalı diğer öğrenci ve öğretme adayı arkadaşları ile daha samimi olduğu da bilinmekte. Belki bu yüzden olsa gerek Adanalı kadın havacı Edibe Sayın’a karşı özel bir sevgisi oluşmuştu. 8 Mart 1941 tarihinde Türkkuşu öğretmen yardımcısı Talat Subaşı, Edibe Sayın ile onun doğum günüde evlendi.

TALAT SUBAŞI, THK TÜRKKUŞU GÜNLERİNDEN HATIRALAR

Sadece, THK yayınlarından olan Uçantürk dergilerinde yaptığım araştırmalarda Talat Subaşının eşi Türkiye’nin ilk kadın akrobasi pilotu Edibe Sayın / Subaşı ile ilgili bilgilere ulaşabildim. Bir de ileriki yıllarda THK öğrenci değişim programına katılan Talat Subaşı’nın oğlu Akan Subaşı’na ait bir fotoğraf. Talat Subaşı da Türkkuşundan ayrılmasaydı eminim ki daha fazla bilgiye ulaşabilirdik. İleriki yıllarda THK arşivlerinde çalışma imkânı bulunur ise detaylı bilgi sahibi olabiliriz.

GÜZEL BİR TESADÜF

Gerçekten güzel bir tesadüf sonrası Antalya’da yaşayan, orman yüksek mühendisi, ressam ve öykü yazarı Özcan Çeltik Beyin Milliyet Blog’da yazmış olduğu pilot Zülfikar Kaya’ya ait olan “Bir hava şehidinin anıları” paylaşımlarını okudum. Uzun uğraşlardan sonra Sayın Özcan Çeltik Bey’e ulaşabildim. Konu ile ilgili birkaç kez uzun süren telefon sohbetimiz oldu. Karşılıklı kitaplarımız paylaştık. Zaman ilerleyince Özcan Çeltik ağabeyim eşi tarafından akrabası olan Zülfikar Kaya’ya ait bilgi, belge ve fotoğrafları benimle paylaştı. Pilot Zülfikar Kaya hazırlamakta olduğum “Gedikli Pilotlar” kitabı için harika içerik oluşturacak. Bu anıları okurken Zülfikar Kaya’nın 2. Pilot olarak uçtuğu ve 5 Ocak 1954 tarihinde yaşadığı talihsiz uçak kazası bölümünde kaptan pilot olarak Talat Subaşı’nın vefatını okudum.

ZÜLFİKAR KAYA’NIN KALEMİNDEN 5 OCAK 1954 TARİHİNDEKİ KAZA

Sağ ayağını ve sol kolunu vermiş, tayyarenin 2’inci Mesul pilotu olmak¹ kaza hakkında sizleri tenvir²  edebilirsem kendimi bahtiyar hissedeceğim. Muhterem okuyucular evvela şuna arz edeyim ki. “ Kazada pilotaj hatası varit³ değildir”

Şehit arkadaşım Talat Subaşı, Türkkuşunda yetişmiş mütevazı dürüst ahlakıyla arkadaşları tarafından sevilmiş, vazifesinin aşığıydı. Şahsen 1939 yılından beri tanır ve 1939 senesinde de üç ay kadar İnönü kampında planörde bana hocalık yapmıştır.

5 Ocak 1954 sabahı Hacı Bayram camisinin hoparlöründen güzel Ankara’mızın semalarında uğuldayarak bulutlara karışan “Allahuekber” nidalarıyla yatağımdan fırladım. Çünkü saat 7 de tayyaremize yolcularımızı almış olacaktık. Mevsimin kış olması nedeni ile ortalık daha karanlık, ortalık sisli ve hatırı sayılır bir soğuk vardı.

Aileme Allahaısmarladık dedikten sonra, üç yavrumu uykuda bırakarak evimden ayrıldım. On dakika sonra otobüs durağında idim. Otobüse binerken daha günaydın demeden rahmetlik Talat Subaşı “Kürdo beraberiz” dedi. Affedersiniz şunu da nakletmeden geçemeyeceğim. Şarklı olmam nedeni ile o bana “Kürdo” derdi. Kendisi de tabiri caiz ise tatlı esmer olduğu için ben de ona “Fellah” derdim.

Otobüste hep beraber şakalaşarak 15 dakika sonra meydana vardık. Sabah çayından sonra ben rasat raporunu ve ATC’den uçuş iznini aldım. Talat Subaşı da manifesto kâğıdını imzaladıktan sonra hazırlığımız bitti. Zaten saat 7 olmuştu. Hoparlörden yolcular 51 no’lu BAĞ Uçağına davet ediliyorlardı.

Usulü veçhile⁴ personel tayyarede kendi yerlerini almış, yolcuların kontrolü bitmiş, pervanelerimiz dönmeye başlamıştı. Kalkış pisti başında motorların kontrolünü yaparken ben de uçuş kulesinden kalkış iznini aldım. Artık kalkmamızda bir mahsur yoktu. Son senelerde uçucular arasında fazla kullanılan “Tamam” manasını ifade eden “OKEY” dedikten sonra tayyare piste girmiş ve gaz kollarını tam ileri vermiştik. Yerden kesilmiş, hava oldukça aydınlanmış, irtifa almaya devam ediyorduk.

30 dakika bir uçuştan sonra, arkada bıraktığımız uçuş kulesinin hayırlı yolculuklar temennisi ile telsizimizi kapattık. Bulutlar pamuk tarlasını andırır biçimde altımızda kalmıştı. Yeşilköy’e doğru 250 kilometre süratle seyir ediyorduk. Kalkıştan bir saat on beş dakika sonra Yalova üzerindeyiz. Gök mavi, deniz mavi, tayyaremiz mavi, tayyaremiz bu mavilikler arasında ve güneşin şualarından⁵ gözlerimize yansıyan o canlı, ürpertici, kanatlarda ki kırmızı beyaz şanlı Türk arması bizlere adeta gurur veriyor. Türk semalarında, Türk denizleri üzerinde uğuldayan motorların sedasını etrafa yayarak Yeşilköy’e doğru alçalıyoruz.

Saat 10.da Yeşilköy’den kalkacaktık. Bandırma ve Çanakkale’ye gidecek yolcular 51 no’lu Bağ uçağına davet ediliyor. 25 dakika sonra Bandırma’ya varıyoruz. Yolcular iniyor, Çanakkale’ye gidecek yolcular biniyor. Hostes ve makinist tayyarenin pencerelerine perde geriyorlar. Bildiğiniz üzere Çanakkale ve civarı müstahkem⁶ mevki olduğundan yolcuların dışarıya bakmamaları gerekmektedir. Hatta ellerinde fotoğraf makinesi, dürbün varsa ellerinden alınır. İndikten sonra kendilerine iade edilir. Bu yalnız bizde değil her devlette böyle tedbirler alınmaktadır.

Saat 10.55 Çanakkale’den rasat alıyoruz. Hava tam kapalı, bulut irtifası 600 metre, görüş 10 kilometre. Demek ki gitmemizde bir mahsur yok. Motorları çalıştırıyoruz, saat 11.00’de Bandırmadan kalkıyoruz. Kalktıktan sonra hava aniden bozuyor. Karla karışık kovadan boşalırcasına yağmur yağıyor. Hava mücadelesini kazanarak Çanakkale’ye iniyoruz. Burada bir saat kadar dinlenme zamanımız var.

12.30 vakit tamam Çanakkale’den havalanıyoruz. Yağmur dinmiş hava tamamen kara çevirmiş durumda, durmaksızın lapa lapa kar yağıyor. Tayyarenin irtifa alması için tırmanmaya çalışıyoruz. Fakat kuvvetli yağış tayyareyi allak bullak ediyor. İki arkadaş adeta tayyareyi zor zapt ediyoruz. Yolcuların bağlarını çözmemeleri için yolcu mahalline ve pilot mahalline giren kapıların üzerindeki kırmızı lambaları yakıyorum. Tayyarenin telsizcisi durumun vahametini anlamış, Çanakkale meydan kulesine “hadisenin içindeyiz” diye bildiriyor. İçinde uçmaya çalıştığımız bulut birdenbire kararıyor. Göz gözü görmüyor, birbirimizi bile göremiyoruz. O anda kuyruktan bir çatırtı ile tayyarenin burkulduğunu ve muvazenesini (dengesini)  kaybederek alabora olduğunu görürken kendimden geçiyorum.

Bir saniyelik tatlı bir uykudan sonra gözlerimi açıyorum. Vücudumda bir kırgınlık bir halsizlik etrafımda alevler. Ön taraftan karlar. O anda bütün zekâmı toplamaya çalışıyorum. “biz kaza geçirdik, tayyare yanıyor, kendini kurtarmaya çalışıyor” evvela ayaklarımı kendime çekmek istiyorum, ne yazık ki sağ bacağımda bir kıpırdama dahi yok. Elimle yardım ediyorum, evet çekebildim ama ayağımda bileğinden yan döndü. Demek ki sağ bacağım bilekten kırılmıştı. Sol kolum aşağıya doğru sarkmış, sanki benden ayrı bir parça, benim değilmiş gibi. Yine sağ elimle sol kolumu çekerek göğsümün üzerine alıyorum.

Aziz arkadaşım Talat Subaşı’nın sandalyesi boş! Tayyarenin sol yanı tamamen parçalanmış. Bir hatta iki kişinin çıkabileceği kadar delik açılmıştı. İşte buradan çıkabilmek için sol bacağımla kendimi iterek, sağ elimle de kendimi dışarıya doğru çekerek deliğin ağzından omzuma kadar dışarı çıktım. Bu vaziyette iken ikinci bir hamleye hazırlanmışken göğsümüzün üzerine bir insan, makinist Hüseyin Çağlayan düşüyor. Hem de ta kendisi. Deliğin ağzında sıkışıyoruz. Artık kurtuluş umudum kesilmişti çünkü alevler kıstırmış bir taraftan kulağım yanıyor, diğer taraftan da kırık bacağım yanıyor. Son bir gayretle kendimi kaydırarak karlar üstüne atıyorum. Karda yuvarlanarak yanmakta olan kulağımı söndürüyorum. Makinist Hüseyin de yuvarlanarak yanıma geliyor. “ imdat cankurtaran yok mu? Yanıyoruz” diye bağırıyorum. Telsizci Tevfik Kazankaya ve hostes Ayten Özyıldız yetiştiler. Tevfik ile Ayten bizi sürükleyerek biraz ilerideki ağacın altına götürdüler.

Tevfik Talat nerede? Yolcular nerede? Acele tayyareye koşun, yaralılar var ise kurtarın diye bağırdım. Tayyareye koşuyorlar, ne yazık ki kurtulan bizler ve iki yolcu. Talat ve iki yolcu kaza anında sadmeden⁸ mütevellit⁹ ölmüşler.

Hostes Ayten’e “ Ayten bak daha depolar infilak etmedi, yoksa yangın sönüyor mu? Tayyareyi uzaktan bir dolaş bak da gel” dedim. Ayten biraz sonra tayyareyi dolaşıp geldi. Elinde bir saat ve bir para çantası vardı. “Bunlar Talat’ın ne yapayım” dedi. Sende kalsın benim çantamı da al ölürsem ailelerimize verirsin dedim.

5 Ocak 1954 tarihinde yaşanan bu talihsiz kaza çok değerli bir havacımız Talat Subaşı’nın aramızdan ayrılmasına neden oldu. Bu kazadan sonra Talat Subaşı ile ilgili başka bilgilere maalesef ulaşamıyoruz. Sadece THK Uçantürk dergisinde aşağıdaki satırları içimiz burkularak okuyoruz. Talat Subaşı hocamızın ruhu şad olsun. Saygı ve minnetle anıyorum.

 

Mustafa KILIÇ

Havacılık Tarihi Araştırmacısı-Yazar

sontayyareci@gmail.com

ÇOK OKUNANLAR

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com